Günler birbirini kovalamaya devam ediyordu.Baharı atlatıp Yaza ayak basıyorduk.Ayak bastı parası olarak Yaz okulu ücretlerini ödedikten sonra o sıcak ve nemli Antalya günleri başlıyordu.Bir çok cephede savaşacak olan şu benliğim iktisat ile bir yudum su içiyordu. Artık iktisatçı devrimci kokumuz bütün Antalya’ya bulaşmıştı. Derin Sermayeler içinde bir avuç portföy yatırımı gibiydim. Herkes gönlündeki aşkı maksimize etmişti. Nasıl bir piyasa idi bu? Bir kere tam rekabet piyasası değildi bu! Çünkü ben öyle rahatça girip çıkamıyordum buraya. Benim ve diğer öğrencilerin Piyasası biraz farklı idi. Biz literatüre “makarna piyasasını” sokmuştuk bir kere. Her ne kadar düşük mal olsa da bizim için kola ile birlikte tamamlayıcı bir maldı. Neyse öğrenim kredileri arttığı zaman bir gün bizim için düşük mal olur(!)
İşte bu gibi şartlarda devrim,aşk ve refahımızı yükseltmeye çalışıyorduk. Refah ve devrime ceteris paribus dersek,aşk konjoktürel bir dalgalanmaya sahip idi. Para ve Kontör olduğu zaman Aşkta borsa gibi tavan yapıyordu. Her ne kadar borsanın %70 i yabancı sermayeli olsa da genel dengede aşk ile buluşuyorduk.Her gün gönlümüz aşka dair tahvil ve hazine bonosu çıkarıyordu.Yüksek faiz ile aşkı bulacağımızı hesaplıyorduk. Ancak bu yüksek faiz aşk politikası bizi IMF nin kucağına atıyordu. Devrim IMF ye karşı idi. Ancak Yüreğimizin hovardalığına karşı koyamıyordu. Gönlümüzü yöneten hükümet her defasında aşkı teğet geçiyordu. Tünelin sonunda aşk vardı ama tünelden çıkabilecek miydik?